Blog

Haber
‘Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm İçin Ar-Ge İşbirlikleri’ Masaya Yatırıldı
5
Mayıs

‘Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm İçin Ar-Ge İşbirlikleri’ Masaya Yatırıldı

Ar-Ge İşbirlikleri Zirvesi ve Fuarı kapsamında düzenlenen ‘Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm İçin Ar-Ge İşbirlikleri’ başlıklı konulu panelde ilaçtan tıbbi cihaz sektörüne, üniversitelerdeki Ar-Ge çalışmalarından kamu anlamında yeni açılan önemli merkezlerin işlevlerine kadar birçok konu ele alındı. Sağlık sektöründe ilaç ve tıbbi cihaz konusunda önemli gelişmelerin var olduğu ortaya çıktı.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz’ün moderatörlüğündeki panele İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İEİS) Genel Sekreteri Turgut Tokgöz, Sağlık End. İşv. Sendikası (SEİS) Başkan Yrd. Levent Mete Özgürbüz, TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengizhan Öztürk, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mehmet Öztürk katıldı.

Sağlıkta dönüşüm programını başarmış, makro reformlar yapan bir ülke olduğumuzu söyleyen panel moderatörü Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, “Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşümü başaracağız.” dedi.

Ar-Ge’ye bakış açısının yerlileşme ile ilişkili bir süreç olduğunu söyleyen Gürsöz, Türkiye’nin yüksek teknolojili ihracat hedefi de olduğunu ifade ederek “Kilogram başı ihracatta ürünler 1 dolar 40 sent bunu 3 doların üstüne çıkarmak gibi bir hedefimiz var. Sağlık alanında ise ihracat alanında çok büyük bir potansiyel var.” dedi. Medikal anlamda büyümeye, var olmaya ve rekabete hazırlanıldığını dile getiren Gürsöz, işbirliklerine de hazır olduklarını da dile getirdi.
Bugün Türkiye’de 24’ünün ilaç sektöründe olmak üzere 456 Ar-Ge merkezi bulunduğunun altını çizen Gürsöz, 133 bin 800 üretim yerine karşılık 88’inin yine sağlık sektöründe yer aldığını ve büyük resme bakınca sektörün iyi durumda olduğunu vurguladı.

Klinik bilimlerin temel bilimlerin önüne geçtiğini ifade eden Gürsöz, “Bunu değiştirmek lazım. İlaçta klinik araştırmalarda fena değiliz. Temel araştırma dediğiniz zaman ortada yokuz.” diyerek bunun için yeni bir eylem planı hazırladıklarını aktardı.

Gürsöz ayrıca, “En temel sorunumuz insan kaynağı. Nitelikli kalifiye insan gücü bulmak çok zor. Bu anlamda da üniversiteler görev düşüyor.”dedi.

Türkiye aslında ilaç üreten bir ülke…
Ar-Ge alanında yaşanan gelişmelerin uzun soluklu olduğu sürece belli bir dinamizmle devam edeceğini söyleyen ve konu başlığı altında ilaç sektörü hakkında değerlendirmelerde bulunan İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İEİS) Genel Sekreteri Turgut Tokgöz, “2008 yılına döndüğümüzde 1 Ar-Ge merkezi varken bu gün merkez sayısı 23.” dedi.

2011 yılında 2023 hedefleri ile ilgili hazırladıkları raporda belirledikleri 3 alandan birinin Ar-Ge olduğunu belirten Tokgöz, daha yüksek, katma değeri yüksek ürünlerin kapasitenin artırılması gerektiğinin altını çizerek, Teknoloji İlaç Platformu’nu kurduklarını ve 19 firma ile grup sinerjisi yaratmak istediklerini sözlerine ekledi.

İlaç endüstrisinin Türkiye’de birçok sektörden önce eşdeğer ilaç üretimi ile 1950’lerde sanayileşmiş olduğuna dikkat çeken Tokgöz, bununla aslında Türkiye’nin ilaç üreten bir kimliğe sahip olduğuna vurgu yaptı. Tokgöz, “Bu kimliği bir kenara bırakarak hareket etmek mümkün değil. İlaç Ar-Ge’sinde yeni molekül bulmak 6-7 ülkenin tekelinde. Belki geç girdiğimiz ama hızla kapatmamız gereken bir alan. Üretilen ürünler, regüle edilen bir alanda Ar-Ge’yi çok destekleyecek durumda değil.” diye konuştu. Tokgöz ayrıca Bioteknoloji’nin Türkiye için yeni olduğunu söylerken özellikle insan kaynağı bulma konusuna dikkat çekti. Teşvikler konusuna da değinen Turgut Tokgöz, “Kamusal alanda çok şey yapılıyor kanun ve teşvikler ile ancak uygulamada bir koordinasyon eksikliği olabilir. Mesela Maliye Bakanlığı’nın farklı bir yaklaşımı ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu gibi durumlar giderilirse bizi daha ileriye taşıyacaktır.” şeklinde konuştu.

İletişim bazlı pazarlamadan bilgi bazlı pazarlamaya geçilmeli…
Konuşmasına bilim, bilginin paraya dönüşmesi, şeklinde bir tanımla başlayan Sağlık End. İşv. Sendikası (SEİS) Başkan Yrd. Levent Mete Özgürbüz, konu başlığını tıbbi cihaz yönünden değerlendirerek Türkiye’de tıbbi cihaz Ar-Ge’si konunda yanıp-tutuşan bir potansiyel olduğu benzetmesinde bulundu. Bir süre önce 1,7 milyar liranın sağlık Ar-Ge’sine ayrıldığına dikkat çeken Özgürbüz, Avrupa İstatistik Kurumu’na göre medikal teknolojinin bütün sektörleri içerisinde en yüksek katma değeri yüksek sektör olarak belirlendiğinin altını çizdi. Yine en çok korunan alanında medikal teknoloji olduğunu ifade eden Özgürbüz, “Hiçbir sektörde bu kadar devasa katma değeri yakalamak mümkün değil. Bio teknolojiye geçince tahmin etmek mümkün bile değil. Sürdürülebilirlilik rekabet için çok ciddi destekler lazım. Aslında rekabetçi olabilmek için Ar-Ge bir araç.” diye konuşurken iletişim bazlı pazarlamadan bilgi bazlı pazarlamaya geçmenin gerekli olduğunu da sözlerine ekledi.

Ar-Ge yapmayacağız, Ar-Ge’yi destekleyeceğiz…
TÜSEB’in Cumhuriyet tarihinin en önemli gelişmelerden biri olduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, kurum hakkında bilgi vererek kurum olarak Ar-Ge yapmayacaklarını Ar-Ge’yi destekleyeceklerinin altını çizdi.

Bilimin daha çok para kazanmak gibi bir amacı olmadığını söyleyen Keleştemur, “Sağlık alanındaki Ar-Ge’leri desteklemeyi düşünüyor olsak da kendi araştırma merkezlerimizi kuracağız. Bunlardan biri İstanbul’da kurulacak. Diabet, obezite Alzheimer, parkinsson gibi hastalıkların temel bilgi düzeyinde araştırması yapılacak. Bir merkezde Ankara’da olacak. Kanser ve genom üzerine olacak. Evrensel sağlık problemleri bu iki merkezin kurulmasındaki kriter. Bunun yanında bir de bize özgü, yerel, bölgesel problemler var. Mesela, Behçet hastalığı Türk toplumunda daha çok görülür. Buna yönelik problemlerin araştırmasını da destekleyeceğiz. İleri de bununla ilgili de merkezler olabilir.” Diye konuşurken Türkiye’nin en büyük probleminin yetişmiş insan problemi olduğunu kaydederek bu merkezleri kurmalarının bir amacının da temel bilgi alanında insan yetiştirmek olduğunu söyledi.

Gereken para verilmeli, önde giden desteklenmeli…
Üniversitelerin çok iyi şeyler yaptığını söyleyen Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengizhan Öztürk, sonrasında ise önde gideni destekleme sorunu olduğunu belirtti. Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılanlardan bahseden Öztürk, sürdürülebilir sağlıkta dönüşümün yapıldığını şimdi ise endüstriyel dönüşümün yapıldığını ve bunun üniversitelerle birlikte yapılmasını istediklerini ifade etti. “Üniversitedeki araştırma merkezlerini yaşatacaksak, ona gereken parayı vermeliyiz.” diyen Öztürk, “Gerçek beklentiler ilen verilen paranın denk olması lazım. Gerekenin paranın verilmesi ve önde gidenin desteklenmesi çok önemli.” hatırlatmasında bulundu.

Devlet Üniversitelerinin Önündeki En Büyük Engel İhale Kanunu…
Dokuz Eylül Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mehmet Öztürk ise “İlaçta inovasyon yapmak istiyorsak mutlaka Ar-Ge yapmak zorundayız. Ar-Ge demek içerisinde hem temel araştırma hem de geliştirme var demek. Bizim gerçekten batıdaki anlamıyla inovasyona dönüşen Ar-Ge yapmamız isteniyorsa o klimayı yaratmanız gerek.” dedi.

Devlet üniversitelerinin Ar-Ge’sinin önündeki en büyük engelin ihale kanunu olduğunu söyleyen Öztürk, yapısal engellerin ortadan kaldırılarak, tedbirler alınması gerektiğini savundu. Bazı malzemelerin Türkiye’de kullanılmasının yasak olduğu için Ar-Ge’de bu malzemeleri kullanamadıklarını da sözlerine ekleyen Öztürk, hem kamudaki hem de özel sektördeki Ar-Ge’ye özel bir statü verilmesinin gerekliliğini savundu. Öztürk inovasyon için ayrıca genellikle Türkiye’de geliştirilen teknolojiler için ruhsat almanın zor olduğunu vurgulayarak bu durumunda değişmesini istedi.